Nevzat Ahmet ÇELEBİ kendi
grubuna yeni bir yorum ekledi.
MERHABA Değerli Meslektaşlarım & DOSTLARIM:
Hepinize Güzel Bir Hafta Dilerim. Sağlık, Huzur, Keyif, Mutluluk ve Hayır; Hanelerinizi Bereketle Gönüllerinizi Neşe İle Doldursun.
DÜN BİR ANI , YARINSA BİR ÜMİT...BUGÜN TEK GERÇEK OLAN...
YAŞAMAYI VE YAŞ... Daha Fazla GörMERHABA Değerli Meslektaşlarım & DOSTLARIM:
Hepinize Güzel Bir Hafta Dilerim. Sağlık, Huzur, Keyif, Mutluluk ve Hayır; Hanelerinizi Bereketle Gönüllerinizi Neşe İle Doldursun.
DÜN BİR ANI , YARINSA BİR ÜMİT...BUGÜN TEK GERÇEK OLAN...
YAŞAMAYI VE YAŞATMAYI ISKALAMAYIN…
Hiç ne beklediğinizi bilmeden günler boyu beklediniz mi bir şeyi…
Hatta belki yıllar boyu beklediniz.
Hep sanki bir şeyler olacak da hayatınız yön değiştirecek diye.
Her köşe başında acaba karşıma çıkar mı diye umdunuz.
Her sabah uyandığınızda bu gün benim günüm dediniz.
Her yılbaşı sizin için mükemmel bir yılın başlangıcı sandınız.
Her gece yatarken yarın mutlaka dediniz.
Her bayramda bir dahakine inşallah diye dilekte bulundunuz.
Hep beklediniz, beklediniz, beklediniz…
Tıpkı çocukluğumuzdaki masallar gibi olacaktı değil mi? Öyle zannediyordunuz.
Bir gün hiç ummadığımız bir anda biri çıkıp her şeyi düzeltecekti.
Muradımıza erip sonsuza kadar mutlu olacaktık.
Pozitif düşünüp, umudumuzu hiç yitirmeyecektik.
İşimizi kaybettiğimizde hep daha iyisi gelecek diye bekleyecektik.
Boşandığımızda daha iyi bir evliliği hedeflemiştik.
Eşimiz bize daha çok ilgi gösterecek, daha anlayışlı olacaktı.
Çocuklarımız sınıflarını en iyi notlarla geçecekti.
Patronumuz bizi takdir edecek, maaşımıza zam yapacak, veya terfi edecektik.
Ticarette kar edecektik. Ekonomik kriz bizi vurmayacaktı. Hatta çarçabucak geçip gidiverecekti. Tıpkı masallardaki gibi muradımıza erecektik.
İnsanlar hayatlarına masalsı umutlarla nasıl da sınır getirdiklerini hiç fark etmezler.
Buna pozitif yaşam diyerek de vicdanlarını rahatlatırlar.
Pozitif düşünmeye çalıştıkça da her şey negatifleşmeye başlar.
Düşünmeye daha da çok zorlanırlar.
Masallardaki gibi mutlu sonlara kilitlenip hayatlarını nasıl da ellerinden kaçırdıklarını fark etmezler. Nasıl da kendilerinden, kendi yapabileceklerinden uzaklaşıp hayal kahramanlarına bel bağladıklarını fark edemezler, bilemezler.
Kurtarıcılar, mucizeler, kahramanlar bir gün onları da bulacak diye bekler dururlar.
Bir sinema filmi izlerken, filmin başından itibaren sadece acaba nasıl bitecek diye düşündüğünüzü hayal edin.
“Bence ayrılacaklar, ama kız buna çok üzülecek”
“Bence çocuk harika bir iş bulup bu kızla evlenecek”
“Katil bence yaşlı teyze!”
“Ya bu adamı neden hapse attılar ki? Aman yaaa ne saçma bir film sonunda adam kurtulacak işte”
“Ya ben bu filmi gördüm sanki sonunda herkes ağlıyordu”
Bu filmden çıktığınızda size filmi anlatın desem ne kadarını anlatabilirdiniz.
Eminim bana anlattığınız şey sadece iç konuşmalarınız olurdu.
Film hakkındaki düşüncelerinizi anlattığınızı düşünür, gerçekte filmi özetleyemezdiniz. Sonunu düşünürken izlemeyi unuttunuz.
Hayatımızı izlemediğimizin farkında bile olmayız çok zaman.
Ya geçmişe takılmışızdır. Ya gelecekteki mucizeleri beklemeye koyulacağız.
“Bugün mü?
Bugün sıradan bir gün.
“Uyandığımdan beri dün nasıl eğlediğimizi düşünüyorum.”
“Bugün değil de yarın sınavda ne yapacağım ben?”
Zaman, kıymetini bilmeden harcadığımız, fazlasını hayal edip elimizdekini kaybettiğimiz “zaman”.
Her şeyin ilacı sandığımız, her şeye kadir zaman.
Mucizeleri barındıran, üzüntüleri unutturan.
Ömrümüz, geçmişimiz ve geleceğimiz.
Yaşadıklarımız ve yaşayacaklarımız.
Kayıplarımız ve umutlarımız.
Önümüz ve arkamız olan zaman.
İçimizden kaçımız zamanı an olarak gördük.
Bugün olarak algıladık.
Geçmişte kaybolmadan, gelecekte boğulmadan.
Hangimiz sabrın beklemekten çok daha farklı bir şey olduğunu anladık.
Hangimiz umutların gelecekle sınırlı olmadığını düşledik kurguladık.
Oysa ümit etmek beklemek değildir.
Bir türlü gelmeyen mucizelerle hayatımızı sınırlamak değildir.
Herşeyin daha iyi olacağı “günü” beklerken “bugün”ü nasıl da ertelediğimizi düşünmeyiz. Yarınlardan bekler, dünlere üzülür dururuz.
Ya bugün! Ya bugün! Ne olacak bugün?
Dünden sonra, yarından önce!
Tek gerçek olan ve aslında gerçekten yaşanan…
Yaşadığımız anı ya da ümit olmayan tek gerçek an. “Buan”
Pişmanlıklara ya da beklentilere dönüştürme gücüne sahip olduğumuz fırsatımız.
Karar ve eylem anımız. Yapamadıklarımızla korkularımızı yazdığımız an.. Ertelediklerimizle kaygılarımızı oluşturduğumuz zaman. “Bugün!” Hayatımız…
Dün bir anı, Yarınsa bir ümit… Bugün tek gerçek olan…
Yapabileceğin tek şey zaman anlayışını düzeltmen/temizlemen.
Dününü yaşanmış olarak, yarınını hayal ettiğin gibi yazdığını bil ve öylece bırak…
Yazan da sensin okuyan da.. satan da sensin alan da.. alkışlayan da sensin ağlayan da.. Mucize de sensin lanet de… Gülen de sensin ağlayan da… Veeeeee
Her şeyi sadece bugün yapıyorsun..
Ya da yapmıyorsun..
Unutma seçen de sensin…
Yapan da..
Kimse bizi kendimize sakladığımız bilgi/beceri, deneyim ve tarzla anmaz.
Eğer bu gün paylaşmazsanız; yarın da düne benzeyecektir.
Eğer hiç paylaşmazsanız çok ta önemli değil zaten.
Hissettiklerinizi söyleyin. Düşündüklerinizi yapın.
Ölüm yaşlanmakla değil; unutmak ve unutulmakla gelir.
Unutmadan/Unutulmadan; güzel olan her şeyi ve sevgiyi paylaşmak umudu/dileği ile.
SEVGİ VE SAYGILARIMLA
HOŞÇA KALIN
Okumakta ve Okutmakta yarar var.
Gerisi Size Kalmış.
İyi Çalışmalar Herkese
Nevzat A. ÇELEBİ
Antalya/TR 24/08/2010 Salı
Nevzat Ahmet ÇELEBİ kendi
grubuna yeni bir yorum ekledi.
MERHABA Değerli Meslektaşlarım & DOSTLARIM:
Hepinize Güzel Bir Hafta Dilerim. Sağlık, Huzur, Keyif, Mutluluk ve Hayır; Hanelerinizi Bereketle Gönüllerinizi Neşe İle Doldursun.
Değerli Dostlarım bugünkü konuyu ve yazımı uygun bir zaman ve ortamda ekib... Daha Fazla GörMERHABA Değerli Meslektaşlarım & DOSTLARIM:
Hepinize Güzel Bir Hafta Dilerim. Sağlık, Huzur, Keyif, Mutluluk ve Hayır; Hanelerinizi Bereketle Gönüllerinizi Neşe İle Doldursun.
Değerli Dostlarım bugünkü konuyu ve yazımı uygun bir zaman ve ortamda ekibiniz ve sevdikleriniz ile paylaşmanızın yararlı olacağını düşünüyorum ve tavsiye ediyorum.
VAZGEÇİLMEZ OLMAK İÇİN, OLABİLECEĞİNİZİN EN İYİSİ OLUN...
Yaşam; ya iyilik, güzelliğin fidanlığı ya da kötülük, bozgunculuğun bataklığıdır her insan için. İnsan nasıl işletirse dil madenini, öyle süsler, donatır ömür bahçesini.
Nasıl besleyip bakarsa öyle ürünlerle donatır evini, işini toprağını, yanını, yamacını.
Dil ve kalp, ya kötülükler yuvası, ya da iyilikler, güzellikler ovasıdır her insan için.
Hayatımız öğrenmekle geçer. Yaşı da, sonu da yoktur öğrenmenin. Yaşadığı sürece öğrenmeye mecburdur insanoğlu. İnsanda öğrenimin durması yaşamın bitmesidir bir nevi.
Her birimizin, bilgisi birikimi ve kültürü dahilinde, bazen sevdiklerimiz için, bazen de işimiz kariyerimiz için yaptığımız planlar, stratejiler ve yanı sıra düşler ve hayaller vardır.
Bu çabalarımızın ve kurgularımızın neticesinde, çok zaman düşlediğimiz ve beklediğimiz bir olgudur vazgeçilmezlik.
Aslında tek yönlü de değildir hani, karşı tarafta aynı düşler ve beklentiler içerisindedir.
Günümüz yaşam şartları ve şekli itibariyle iş, aş ve aşk için bir gerçektir vazgeçilmezlik.
Ama diğer yandan da bir düş, bir hayaldir; kurgudur.
Bizim hep sarılmamız sıkı, sıkıya sahiplenmemiz gereken.
Bilinmelidir ki aslen kimse ve hiçbir şey vazgeçilmez de değildir.
Gerçek olan yaşadığımız zamanın getirisi itibariyle; sadece vazgeçilmezlerin ayakta kalacağı zor zamanlardan zor şartlardan geçiyor olmamız şekli ile düşünülmesi daha doğru olur sanırım.
Günümüzde her an evimizde eşimizi, çocuklarımızı ve büyüklerimizi yaşam standardımızı ve yaşam biçimimizi, sağlığımızı, huzur ve mutluluğumuzu koruyup gözetirken, işimizde de, doluluğu, memnuniyeti, süreçleri, maliyetleri, kazancı ve karı sürekli gözden geçirmemiz gerekiyor.
Böyle bir ortamda ve yoğunlukta vazgeçilmez olmak mümkün mü?
Ve nasıl olacak bu iş?
Hani her sezon sonu yaşanan ve her seferinde içimizi acıtan sezon sonu tesisin kapanması kararı sonrası, toplantıdan çıkan müdürlerinin yüzünü incelercesine analiz etmeye çalışan, olan biteni ve kendisini neyin, nelerin beklediğini düşünen personelin, durumun vehametini tahmin etmeye çalıştığı an vardır ya.
İçimizi acıtan, her seferinde bir şeyleri koparıp alan, bitiren durumdur hani.
O an aslen herkesin canı acır ama farklı, farklı bir acıdır bu; kimseninki bir diğerine benzemez.
Bu duruma düşen yönetici ve çalışanların bir kısmı yıllardır bu şirkette/tesiste çalışıyordur; bir kısmı yenidir fakat yeni de olsa alışmıştır o yapıya, o dokuya, yazın sıcağında ki kalabalığa bir şeyleri yetiştirmeye çalışmaya, çabalamaya.
Bu bilinen ve beklenen bir durum olmasına rağmen acıtır, etkiler tüm ekibi ayrılık, işsizlik vardır içeriğinde.
Bilirler hepsi şirketin kış döneminde daralan pazar payı neticesinde yeterli doluluğu ve verimli bir geliri elde edemeyeceği için tesisi kış dönemi kapattığını.
Böyle bir durum içerisinde direnmenin karşısında zorlukların olduğunu ve alınan önlemlerin yetersiz, kifayetsiz kaldığının farkındadır tüm ekip.
Sıra bir sona daha gelmiştir.
Bundan sonra başvurulacak adımın işten çıkartmalar olacağını bilir/hisseder herkes.
Bu sadece an meselesidir artık.
Şimdi müdürlerinin yüzü o anın geldiğini gösteriyordur işte herkese.
Acaba kimler gidiyordur?
Kimler kalıyordur?
Sorusu o an herkesin aklından geçer ve bu düşünce sarar tüm bellekleri.
Ya kendisi olursa?
Ailesine ne diyecektir?
Nasıl geçinecekler kış boyu?
Çocuklarının eğitim masraflarını düşünür her biri...
Kira, telefon, elektrik, su faturaları ve diğer zorunlu ihtiyaçlar giderler ne olacak?
Nasıl olacak?...
Peki ya siz?
Hiç düşünmek zorunda kaldınız mı bu konuyu?
Kaldınız mı böyle bir durumla karşı karşıya? Geçmişte?
Ya da belki bugün, şimdi, şu anda aklınızda tam olarak bu vardır...
Ya tesis satılırsa, işletme devredilirse, ya şirket küçülürse?
Ya sezon sonu tesis kapanırsa? Ya işten çıkartılırsam? Diye
İşinizi kaybettikten sonra neler yapmanız gerekiyor, bu travmanın üstesinden nasıl geleceksiniz?
İşinizi kaybettikten sonrası önemli bir konudur ama ondan önce, daha da önemli bir konu var üzerinde düşünülmesi gereken ve sorulması gereken bir sorudur aslında.
İşinizi kaybetmemek için...
Acaba işten çıkartılmamak için yapabileceğim bir şey var mı?
Bu soruya ancak şu şekilde cevap verilebilir.
Hiçbir şirket tamamen kapanmadığı ya da bir iş ünitesini komple kapatmadığı sürece bütün çalışanlarını işten çıkarmaz.
Yönetim bu süreçte bir seçim yapar. Eğer bu seçimin hangi kriterlere dayandığını biliyor ve bu konuda önlem alabiliyorsanız, işten çıkarılanlar listesinde adınız yer almaz.
Bu konuda aslında tek kriter şirket için hangi çalışanın daha faydalı olduğu ve şirkete daha fazla değer kattığıdır.
Peki ama biz bu kriteri karşılıyor muyuz? Sorusunu her çalışanın kendisine sorması gerek.
Ya da daha doğru bir soru. Yönetim bizim bu kriteri karşıladığımızı düşünüyor mu?
Peki biz onların buna inanması, yaptıklarımızın, tüm o çalışmalarımızın farkına varması için neler yapmalıyız? Sorusu ve bakış açısı daha doğru olacaktır sanırım.
Size ilk tavsiyem olabileceğinizin en iyisi olmanızdır.
İşinizi gerçekten yanlışsız ve iyi yapmanız, hızlı olmanız inanılmaz önemlidir.
Üzerinize düşen sorumlulukları, iş tanımızın gereğini mutlaka yerine getirdiğinizden emin olun. Hatta işinizi daha da zorlaştırın. Kimse kolay, kolay fazladan sorumluluk almak için istekli olmaz. O kişi siz olun. Ancak talip olduğunuz işlere dikkat edin. Mümkün olduğunca önemli işlerin önemli bilgilerin adamı olun. Mali tabloları etkileyebilecek projelere dahil olmaya çalışın. Sorumluluklarınız arttıkça, o kadar daha az vazgeçilebilir olursunuz.
Diğer taraftan bir başka yöntem de kendinizi sürekli olarak geliştirmeye devam etmektir.
İş saatleri dışında, işinizi geliştirmenize yardımcı olacak bir kurs sizin gelişime açık olduğunuzu ve ileride daha fazla sorumluluk alabileceğinizin bir göstergesidir.
Bu arada çözüm odaklı olmak, sorunları büyütmemek, zor da olsa pozitif olmaya çalışmak, şirketin atmosferine olumlu bir katkıda bulunmak ve dedikodulardan uzak durmakta en az yukarıda yazdıklarım kadar önemlidir. Kim yanında sürekli şikayet eden, negatif bir insan ister ki?
Bir başka önemli konu da başarınızı ya da yaptıklarınızı sayılara dökebilmektir.
Satış ya da üretim/operasyon gibi işlerde, disiplinlerde çalışıyorsanız bu gerçekten kolaydır. Ne sattığınız ya da ne kadar ürettiğiniz, başka bir deyişle şirkete/tesise ne kadar para kazandırdığınız ve misafirlere davranışınız ile ne kadar bağlılık ve memnuniyete katkı sağladığınız net bir şekilde görünür. Ancak İnsan Kaynakları ya da Mali İşler gibi bölümlerde çalışanlar da en azından işlerini ne kadar verimli bir şekilde yaptıklarını ortaya koyabilirler. Örneğin İnsan Kaynaklarında çalışıyorsanız, bu durumda aslında o işi yaparken gösterdiğiniz özen sayesinde daha az maliyetle organizasyonlar düzenlemiş olduğunuzu, verdiğiniz eğitimlerle verimliliğin ne kadar arttığını kesin olmasa da sayılarla ifade edebilme şansınız var. Bu tür zamanlarda insanları ikna edebilmek için rakamlar en etkili araçtır.
Bu arada, yıllardır aynı iş yerinde çalışıyor, aynı işi yapıyorsanız, süreçleri ve sistemi sorgulamak aklınıza gelmez. Oysa belki de bu sorgulama bugün size işinizi kazandıracaktır. Yönetim için önemli olan giderlerin azalmasıdır, sizin ya da arkadaşlarınızın işten çıkartılmanız değil. Dolayısıyla işvereninize farklı bir formül sunabilirseniz, bazı şeyler değişebilir, ne dersiniz? Eğer başkaları düşünemeden siz gelirleri arttırmak ya da maliyetleri düşürmek için, bu size fazladan bir avantaj kazandıracaktır. Bazen sadece bu yolla size ödenen maaşı çıkartabilirsiniz.
Sorular sorun. Bazen size ilk anda aptalca gelseler bile mutlaka sorular sorun kendinize.
Belki daha önce o soru hiç sorulmamıştır, bunu bilemezsiniz. Sorgulayın. Unutmayın fark yaratabilmek için olaylara farklı bir bakış açısıyla bakmak ve analiz edilebilmek gerekir.
Ya işini kaybedenler?
Elinizden gelen her şeyi yaptınız ama diyelim ki şartlar değişti ve hiç temenni etmememize rağmen, siz de işinizi kaybedenler arasında yerinizi aldınız.
Peki şimdi ne yapmanız gerekiyor?
Bu durumda size imkansız gibi görünebilir ama ilk tavsiye başınızı dik tutmanız, moralinizi bozmamanız olacaktır. Eşiniz, aileniz sizin kadar hatta sizden daha endişeli olabilir. Arkadaşlarınız ise kendi işlerini kaybetmemekle meşgul olacaklardır.
Diğer taraftan hepsi kendilerini size destek olmak zorunda hissedeceğinden, ihtiyacınız olandan daha fazla öneri ve tavsiye alıyor olacaksınız.
Rahatlamak için ilk yapmanız gereken, onlara teşekkür edip, kendinizi iyi hissettiğinizi söyleyerek, daha fazla üzerinize gelmelerini engellemektir.
Asıl olan, kendinize bu konuda paylaşımlarda bulunabileceğiniz bir grup oluşturun.
Sizin gibi iş aramakta olan arkadaşlarınızla bilgi alışverişinde bulunun.
Sizi en iyi onlar anlayacaktır.
Bu arada pek çok kişinin yaptığı bir hata var ki onu yapmamak çok önemli.
Geceleri sabaha kadar oturup ondan sonra da geç saatlerde kalkmak sizin disiplinli bir şekilde iş aramanıza ve iş bulmak için yapmanız gereken en önemli aktiviteye yani sosyalleşmeye engel olacaktır. Sanki işe gidiyormuş gibi erken bir saatte kalkıp, sanki dışarıya çıkacak gibi giyinip gününüzü planlayın.
Hareketsizlik tembellik ve güvensizliği beraberinde getirir.
Sabah trafikte saatler harcamayacağınızı düşünerek bunu belki biraz spor yaparak, kendinize bakarak da değerlendirebilirsiniz.
Dinç ve sağlıklı olmak bu durumda sizin için bir avantaj olacaktır.
Bu konunun içinde şunu da söylemeden geçemeyeceğim.
Bütün gününüzü televizyon başında geçirmeyin.
Bu durum evinden dışarıya hiç çıkmadan kapısının çalınıp beyaz atlı prensin gelmesini bekleyen hayalperest bir kızın yaklaşımından farklı olmayacaktır.
Israrla ve disiplinli bir şekilde iş aramaya devam etmelisiniz.
Bunun için internet iyi bir araç.
Diğer taraftan sosyal çevrenizi de arayarak onlara iş aradığınızı söyleyin, onları ziyaret edin. İşinizden ayrıldığınız anda insanların size ulaşabileceği iletişim detaylarınızı onlarla paylaşmayı unutmayın.
Sosyal iletişim ağlarına üye olun. Unutmayın tanıdığınız her insan bir kazançtır.
Bizler sosyal varlıklarız. Birbirimize destek olarak hayatlarımızı sürdürürüz.
O yüzden çevrenizi genişletmeniz, ‘networking’ yapmanız sizin için hayati derecede önemlidir. Bunları yaparken, bir yandan da kendinizi geliştirmeye devam etmeniz gerekiyor. Özgeçmişinizi gözden geçirin. Oraya ekleyebileceğiniz her şey sizin için bir artıdır. Bilgisayar bilginizi, İngilizcenizi geliştirin. Bunun için mutlaka ücretli bir kursa gitmenize gerek yok. İnternetten bu konuda pek çok bilgi edinebilirsiniz.
Tabii ki aynı zamanda harcamalarınızı da gözden geçirip, mutlaka gelir/gider düzenlemesi de yapmanız gerekiyor.
Her şey insan için...
İşinizi kaybetmek kolay değildir.
Ama hayatın sonu da değildir.
Geçmişinize dönüp bir bakın, kim bilir ne sorunların üstesinden geldiniz...
Bunu da aşacaksınız. Önemli olan olumlu bakış açısını hep koruyabilmek...
Israrla, vazgeçmeden devam etmek... Önceliğinizi en iyi şekilde belirleyebilmek. Unutmayalım ki her şey insan için.
Çevremizde sevdiklerimiz oldukça, sağlığımız yerinde oldukça çözülemeyecek hiç bir sorun yoktur...
Vazgeçilmez olmak için kısaca ne yapmak gerek?
• Olabileceğinizin en iyisi olun. İşinizi gerçekten yanlışsız ve iyi yapın, hızlı ve hatasız güler yüzlü, samimi olun .
• Üzerinize düşen sorumlulukları, iş tanımızın gereğini mutlaka yerine getirdiğinizden emin olun.
• İşinizi daha da zorlaştırın. Fazladan sorumluluk alın.
• Talip olduğunuz işlere dikkat edin. Mümkün olduğunca önemli, mali tabloları etkileyebilecek projelere dahil olmaya çalışın.
• Kendinizi sürekli olarak geliştirmeye devam edin. İş saatleri dışında, işinizi geliştirmenize yardımcı olacak bir kurs, sizin gelişime açık olduğunuzu ve ileride daha fazla sorumluluk alabileceğinizin bir göstergesidir.
• Çözüm odaklı olun. Sorunları büyütmeyin, zor da olsa pozitif olmaya çalışın. Şikayet etmeyin.
• Şirketin atmosferine olumlu katkıda bulunun, dedikodulardan uzak durun.
• Süreçleri ve sistemi sorgulayın, maliyeti azaltacak bir uygulama bulmaya çalışın.
• Başarınızı, katkılarınızı rakamlara dökün.
Kimse bizi kendimize sakladığımız bilgi/beceri, deneyim ve tarzla anmaz.
Eğer bu gün paylaşmazsanız; yarın da düne benzeyecektir.
Eğer hiç paylaşmazsanız çok ta önemli değil zaten.
Hissettiklerinizi söyleyin. Düşündüklerinizi yapın.
Ölüm yaşlanmakla değil; unutmak ve unutulmakla gelir.
Unutmadan/Unutulmadan; güzel olan her şeyi ve sevgiyi paylaşmak umudu/dileği ile.
SEVGİ VE SAYGILARIMLA
HOŞÇA KALIN
Okumakta ve Okutmakta yarar var.
Gerisi Size Kalmış.
İyi Çalışmalar Herkese
Nevzat A. ÇELEBİ
Antalya/TR 23/08/2010 Pazartesi
Nevzat Ahmet ÇELEBİ kendi
grubuna yeni bir yorum ekledi.
MERHABA Değerli Meslektaşlarım & DOSTLARIM:
Hepinize Güzel Bir Hafta Dilerim. Sağlık, Huzur, Keyif, Mutluluk ve Hayır; Hanelerinizi Bereketle Gönüllerinizi Neşe İle Doldursun.
Değerli Dostlarım bugünkü konuyu ve yazımı uygun bir zaman ve ortamda ekib... Daha Fazla GörMERHABA Değerli Meslektaşlarım & DOSTLARIM:
Hepinize Güzel Bir Hafta Dilerim. Sağlık, Huzur, Keyif, Mutluluk ve Hayır; Hanelerinizi Bereketle Gönüllerinizi Neşe İle Doldursun.
Değerli Dostlarım bugünkü konuyu ve yazımı uygun bir zaman ve ortamda ekibiniz ve sevdikleriniz ile paylaşmanızın yararlı olacağını düşünüyorum ve tavsiye ediyorum.
VAZGEÇİLMEZ OLMAK İÇİN, OLABİLECEĞİNİZİN EN İYİSİ OLUN...
Yaşam; ya iyilik, güzelliğin fidanlığı ya da kötülük, bozgunculuğun bataklığıdır her insan için. İnsan nasıl işletirse dil madenini, öyle süsler, donatır ömür bahçesini.
Nasıl besleyip bakarsa öyle ürünlerle donatır evini, işini toprağını, yanını, yamacını.
Dil ve kalp, ya kötülükler yuvası, ya da iyilikler, güzellikler ovasıdır her insan için.
Hayatımız öğrenmekle geçer. Yaşı da, sonu da yoktur öğrenmenin. Yaşadığı sürece öğrenmeye mecburdur insanoğlu. İnsanda öğrenimin durması yaşamın bitmesidir bir nevi.
Her birimizin, bilgisi birikimi ve kültürü dahilinde, bazen sevdiklerimiz için, bazen de işimiz kariyerimiz için yaptığımız planlar, stratejiler ve yanı sıra düşler ve hayaller vardır.
Bu çabalarımızın ve kurgularımızın neticesinde, çok zaman düşlediğimiz ve beklediğimiz bir olgudur vazgeçilmezlik.
Aslında tek yönlü de değildir hani, karşı tarafta aynı düşler ve beklentiler içerisindedir.
Günümüz yaşam şartları ve şekli itibariyle iş, aş ve aşk için bir gerçektir vazgeçilmezlik.
Ama diğer yandan da bir düş, bir hayaldir; kurgudur.
Bizim hep sarılmamız sıkı, sıkıya sahiplenmemiz gereken.
Bilinmelidir ki aslen kimse ve hiçbir şey vazgeçilmez de değildir.
Gerçek olan yaşadığımız zamanın getirisi itibariyle; sadece vazgeçilmezlerin ayakta kalacağı zor zamanlardan zor şartlardan geçiyor olmamız şekli ile düşünülmesi daha doğru olur sanırım.
Günümüzde her an evimizde eşimizi, çocuklarımızı ve büyüklerimizi yaşam standardımızı ve yaşam biçimimizi, sağlığımızı, huzur ve mutluluğumuzu koruyup gözetirken, işimizde de, doluluğu, memnuniyeti, süreçleri, maliyetleri, kazancı ve karı sürekli gözden geçirmemiz gerekiyor.
Böyle bir ortamda ve yoğunlukta vazgeçilmez olmak mümkün mü?
Ve nasıl olacak bu iş?
Hani her sezon sonu yaşanan ve her seferinde içimizi acıtan sezon sonu tesisin kapanması kararı sonrası, toplantıdan çıkan müdürlerinin yüzünü incelercesine analiz etmeye çalışan, olan biteni ve kendisini neyin, nelerin beklediğini düşünen personelin, durumun vehametini tahmin etmeye çalıştığı an vardır ya.
İçimizi acıtan, her seferinde bir şeyleri koparıp alan, bitiren durumdur hani.
O an aslen herkesin canı acır ama farklı, farklı bir acıdır bu; kimseninki bir diğerine benzemez.
Bu duruma düşen yönetici ve çalışanların bir kısmı yıllardır bu şirkette/tesiste çalışıyordur; bir kısmı yenidir fakat yeni de olsa alışmıştır o yapıya, o dokuya, yazın sıcağında ki kalabalığa bir şeyleri yetiştirmeye çalışmaya, çabalamaya.
Bu bilinen ve beklenen bir durum olmasına rağmen acıtır, etkiler tüm ekibi ayrılık, işsizlik vardır içeriğinde.
Bilirler hepsi şirketin kış döneminde daralan pazar payı neticesinde yeterli doluluğu ve verimli bir geliri elde edemeyeceği için tesisi kış dönemi kapattığını.
Böyle bir durum içerisinde direnmenin karşısında zorlukların olduğunu ve alınan önlemlerin yetersiz, kifayetsiz kaldığının farkındadır tüm ekip.
Sıra bir sona daha gelmiştir.
Bundan sonra başvurulacak adımın işten çıkartmalar olacağını bilir/hisseder herkes.
Bu sadece an meselesidir artık.
Şimdi müdürlerinin yüzü o anın geldiğini gösteriyordur işte herkese.
Acaba kimler gidiyordur?
Kimler kalıyordur?
Sorusu o an herkesin aklından geçer ve bu düşünce sarar tüm bellekleri.
Ya kendisi olursa?
Ailesine ne diyecektir?
Nasıl geçinecekler kış boyu?
Çocuklarının eğitim masraflarını düşünür her biri...
Kira, telefon, elektrik, su faturaları ve diğer zorunlu ihtiyaçlar giderler ne olacak?
Nasıl olacak?...
Peki ya siz?
Hiç düşünmek zorunda kaldınız mı bu konuyu?
Kaldınız mı böyle bir durumla karşı karşıya? Geçmişte?
Ya da belki bugün, şimdi, şu anda aklınızda tam olarak bu vardır...
Ya tesis satılırsa, işletme devredilirse, ya şirket küçülürse?
Ya sezon sonu tesis kapanırsa? Ya işten çıkartılırsam? Diye
İşinizi kaybettikten sonra neler yapmanız gerekiyor, bu travmanın üstesinden nasıl geleceksiniz?
İşinizi kaybettikten sonrası önemli bir konudur ama ondan önce, daha da önemli bir konu var üzerinde düşünülmesi gereken ve sorulması gereken bir sorudur aslında.
İşinizi kaybetmemek için...
Acaba işten çıkartılmamak için yapabileceğim bir şey var mı?
Bu soruya ancak şu şekilde cevap verilebilir.
Hiçbir şirket tamamen kapanmadığı ya da bir iş ünitesini komple kapatmadığı sürece bütün çalışanlarını işten çıkarmaz.
Yönetim bu süreçte bir seçim yapar. Eğer bu seçimin hangi kriterlere dayandığını biliyor ve bu konuda önlem alabiliyorsanız, işten çıkarılanlar listesinde adınız yer almaz.
Bu konuda aslında tek kriter şirket için hangi çalışanın daha faydalı olduğu ve şirkete daha fazla değer kattığıdır.
Peki ama biz bu kriteri karşılıyor muyuz? Sorusunu her çalışanın kendisine sorması gerek.
Ya da daha doğru bir soru. Yönetim bizim bu kriteri karşıladığımızı düşünüyor mu?
Peki biz onların buna inanması, yaptıklarımızın, tüm o çalışmalarımızın farkına varması için neler yapmalıyız? Sorusu ve bakış açısı daha doğru olacaktır sanırım.
Size ilk tavsiyem olabileceğinizin en iyisi olmanızdır.
İşinizi gerçekten yanlışsız ve iyi yapmanız, hızlı olmanız inanılmaz önemlidir.
Üzerinize düşen sorumlulukları, iş tanımızın gereğini mutlaka yerine getirdiğinizden emin olun. Hatta işinizi daha da zorlaştırın. Kimse kolay, kolay fazladan sorumluluk almak için istekli olmaz. O kişi siz olun. Ancak talip olduğunuz işlere dikkat edin. Mümkün olduğunca önemli işlerin önemli bilgilerin adamı olun. Mali tabloları etkileyebilecek projelere dahil olmaya çalışın. Sorumluluklarınız arttıkça, o kadar daha az vazgeçilebilir olursunuz.
Diğer taraftan bir başka yöntem de kendinizi sürekli olarak geliştirmeye devam etmektir.
İş saatleri dışında, işinizi geliştirmenize yardımcı olacak bir kurs sizin gelişime açık olduğunuzu ve ileride daha fazla sorumluluk alabileceğinizin bir göstergesidir.
Bu arada çözüm odaklı olmak, sorunları büyütmemek, zor da olsa pozitif olmaya çalışmak, şirketin atmosferine olumlu bir katkıda bulunmak ve dedikodulardan uzak durmakta en az yukarıda yazdıklarım kadar önemlidir. Kim yanında sürekli şikayet eden, negatif bir insan ister ki?
Bir başka önemli konu da başarınızı ya da yaptıklarınızı sayılara dökebilmektir.
Satış ya da üretim/operasyon gibi işlerde, disiplinlerde çalışıyorsanız bu gerçekten kolaydır. Ne sattığınız ya da ne kadar ürettiğiniz, başka bir deyişle şirkete/tesise ne kadar para kazandırdığınız ve misafirlere davranışınız ile ne kadar bağlılık ve memnuniyete katkı sağladığınız net bir şekilde görünür. Ancak İnsan Kaynakları ya da Mali İşler gibi bölümlerde çalışanlar da en azından işlerini ne kadar verimli bir şekilde yaptıklarını ortaya koyabilirler. Örneğin İnsan Kaynaklarında çalışıyorsanız, bu durumda aslında o işi yaparken gösterdiğiniz özen sayesinde daha az maliyetle organizasyonlar düzenlemiş olduğunuzu, verdiğiniz eğitimlerle verimliliğin ne kadar arttığını kesin olmasa da sayılarla ifade edebilme şansınız var. Bu tür zamanlarda insanları ikna edebilmek için rakamlar en etkili araçtır.
Bu arada, yıllardır aynı iş yerinde çalışıyor, aynı işi yapıyorsanız, süreçleri ve sistemi sorgulamak aklınıza gelmez. Oysa belki de bu sorgulama bugün size işinizi kazandıracaktır. Yönetim için önemli olan giderlerin azalmasıdır, sizin ya da arkadaşlarınızın işten çıkartılmanız değil. Dolayısıyla işvereninize farklı bir formül sunabilirseniz, bazı şeyler değişebilir, ne dersiniz? Eğer başkaları düşünemeden siz gelirleri arttırmak ya da maliyetleri düşürmek için, bu size fazladan bir avantaj kazandıracaktır. Bazen sadece bu yolla size ödenen maaşı çıkartabilirsiniz.
Sorular sorun. Bazen size ilk anda aptalca gelseler bile mutlaka sorular sorun kendinize.
Belki daha önce o soru hiç sorulmamıştır, bunu bilemezsiniz. Sorgulayın. Unutmayın fark yaratabilmek için olaylara farklı bir bakış açısıyla bakmak ve analiz edilebilmek gerekir.
Ya işini kaybedenler?
Elinizden gelen her şeyi yaptınız ama diyelim ki şartlar değişti ve hiç temenni etmememize rağmen, siz de işinizi kaybedenler arasında yerinizi aldınız.
Peki şimdi ne yapmanız gerekiyor?
Bu durumda size imkansız gibi görünebilir ama ilk tavsiye başınızı dik tutmanız, moralinizi bozmamanız olacaktır. Eşiniz, aileniz sizin kadar hatta sizden daha endişeli olabilir. Arkadaşlarınız ise kendi işlerini kaybetmemekle meşgul olacaklardır.
Diğer taraftan hepsi kendilerini size destek olmak zorunda hissedeceğinden, ihtiyacınız olandan daha fazla öneri ve tavsiye alıyor olacaksınız.
Rahatlamak için ilk yapmanız gereken, onlara teşekkür edip, kendinizi iyi hissettiğinizi söyleyerek, daha fazla üzerinize gelmelerini engellemektir.
Asıl olan, kendinize bu konuda paylaşımlarda bulunabileceğiniz bir grup oluşturun.
Sizin gibi iş aramakta olan arkadaşlarınızla bilgi alışverişinde bulunun.
Sizi en iyi onlar anlayacaktır.
Bu arada pek çok kişinin yaptığı bir hata var ki onu yapmamak çok önemli.
Geceleri sabaha kadar oturup ondan sonra da geç saatlerde kalkmak sizin disiplinli bir şekilde iş aramanıza ve iş bulmak için yapmanız gereken en önemli aktiviteye yani sosyalleşmeye engel olacaktır. Sanki işe gidiyormuş gibi erken bir saatte kalkıp, sanki dışarıya çıkacak gibi giyinip gününüzü planlayın.
Hareketsizlik tembellik ve güvensizliği beraberinde getirir.
Sabah trafikte saatler harcamayacağınızı düşünerek bunu belki biraz spor yaparak, kendinize bakarak da değerlendirebilirsiniz.
Dinç ve sağlıklı olmak bu durumda sizin için bir avantaj olacaktır.
Bu konunun içinde şunu da söylemeden geçemeyeceğim.
Bütün gününüzü televizyon başında geçirmeyin.
Bu durum evinden dışarıya hiç çıkmadan kapısının çalınıp beyaz atlı prensin gelmesini bekleyen hayalperest bir kızın yaklaşımından farklı olmayacaktır.
Israrla ve disiplinli bir şekilde iş aramaya devam etmelisiniz.
Bunun için internet iyi bir araç.
Diğer taraftan sosyal çevrenizi de arayarak onlara iş aradığınızı söyleyin, onları ziyaret edin. İşinizden ayrıldığınız anda insanların size ulaşabileceği iletişim detaylarınızı onlarla paylaşmayı unutmayın.
Sosyal iletişim ağlarına üye olun. Unutmayın tanıdığınız her insan bir kazançtır.
Bizler sosyal varlıklarız. Birbirimize destek olarak hayatlarımızı sürdürürüz.
O yüzden çevrenizi genişletmeniz, ‘networking’ yapmanız sizin için hayati derecede önemlidir. Bunları yaparken, bir yandan da kendinizi geliştirmeye devam etmeniz gerekiyor. Özgeçmişinizi gözden geçirin. Oraya ekleyebileceğiniz her şey sizin için bir artıdır. Bilgisayar bilginizi, İngilizcenizi geliştirin. Bunun için mutlaka ücretli bir kursa gitmenize gerek yok. İnternetten bu konuda pek çok bilgi edinebilirsiniz.
Tabii ki aynı zamanda harcamalarınızı da gözden geçirip, mutlaka gelir/gider düzenlemesi de yapmanız gerekiyor.
Her şey insan için...
İşinizi kaybetmek kolay değildir.
Ama hayatın sonu da değildir.
Geçmişinize dönüp bir bakın, kim bilir ne sorunların üstesinden geldiniz...
Bunu da aşacaksınız. Önemli olan olumlu bakış açısını hep koruyabilmek...
Israrla, vazgeçmeden devam etmek... Önceliğinizi en iyi şekilde belirleyebilmek. Unutmayalım ki her şey insan için.
Çevremizde sevdiklerimiz oldukça, sağlığımız yerinde oldukça çözülemeyecek hiç bir sorun yoktur...
Vazgeçilmez olmak için kısaca ne yapmak gerek?
• Olabileceğinizin en iyisi olun. İşinizi gerçekten yanlışsız ve iyi yapın, hızlı ve hatasız güler yüzlü, samimi olun .
• Üzerinize düşen sorumlulukları, iş tanımızın gereğini mutlaka yerine getirdiğinizden emin olun.
• İşinizi daha da zorlaştırın. Fazladan sorumluluk alın.
• Talip olduğunuz işlere dikkat edin. Mümkün olduğunca önemli, mali tabloları etkileyebilecek projelere dahil olmaya çalışın.
• Kendinizi sürekli olarak geliştirmeye devam edin. İş saatleri dışında, işinizi geliştirmenize yardımcı olacak bir kurs, sizin gelişime açık olduğunuzu ve ileride daha fazla sorumluluk alabileceğinizin bir göstergesidir.
• Çözüm odaklı olun. Sorunları büyütmeyin, zor da olsa pozitif olmaya çalışın. Şikayet etmeyin.
• Şirketin atmosferine olumlu katkıda bulunun, dedikodulardan uzak durun.
• Süreçleri ve sistemi sorgulayın, maliyeti azaltacak bir uygulama bulmaya çalışın.
• Başarınızı, katkılarınızı rakamlara dökün.
Kimse bizi kendimize sakladığımız bilgi/beceri, deneyim ve tarzla anmaz.
Eğer bu gün paylaşmazsanız; yarın da düne benzeyecektir.
Eğer hiç paylaşmazsanız çok ta önemli değil zaten.
Hissettiklerinizi söyleyin. Düşündüklerinizi yapın.
Ölüm yaşlanmakla değil; unutmak ve unutulmakla gelir.
Unutmadan/Unutulmadan; güzel olan her şeyi ve sevgiyi paylaşmak umudu/dileği ile.
SEVGİ VE SAYGILARIMLA
HOŞÇA KALIN
Okumakta ve Okutmakta yarar var.
Gerisi Size Kalmış.
İyi Çalışmalar Herkese
Nevzat A. ÇELEBİ
Antalya/TR 23/08/2010 Pazartesi
Nevzat Ahmet ÇELEBİ kendi
grubuna yeni bir yorum ekledi.
MERHABA Değerli Meslektaşlarım & DOSTLARIM:
Hepinize Güzel Bir Hafta Dilerim. Sağlık, Huzur, Keyif, Mutluluk ve Hayır; Hanelerinizi Bereketle Gönüllerinizi Neşe İle Doldursun.
Değerli Dostlarım bugünkü konuyu ve yazımı uygun bir zaman ve ortamda ekib... Daha Fazla GörMERHABA Değerli Meslektaşlarım & DOSTLARIM:
Hepinize Güzel Bir Hafta Dilerim. Sağlık, Huzur, Keyif, Mutluluk ve Hayır; Hanelerinizi Bereketle Gönüllerinizi Neşe İle Doldursun.
Değerli Dostlarım bugünkü konuyu ve yazımı uygun bir zaman ve ortamda ekibiniz ve sevdikleriniz ile paylaşmanızın yararlı olacağını düşünüyorum ve tavsiye ediyorum.
VAZGEÇİLMEZ OLMAK İÇİN, OLABİLECEĞİNİZİN EN İYİSİ OLUN...
Yaşam; ya iyilik, güzelliğin fidanlığı ya da kötülük, bozgunculuğun bataklığıdır her insan için. İnsan nasıl işletirse dil madenini, öyle süsler, donatır ömür bahçesini.
Nasıl besleyip bakarsa öyle ürünlerle donatır evini, işini toprağını, yanını, yamacını.
Dil ve kalp, ya kötülükler yuvası, ya da iyilikler, güzellikler ovasıdır her insan için.
Hayatımız öğrenmekle geçer. Yaşı da, sonu da yoktur öğrenmenin. Yaşadığı sürece öğrenmeye mecburdur insanoğlu. İnsanda öğrenimin durması yaşamın bitmesidir bir nevi.
Her birimizin, bilgisi birikimi ve kültürü dahilinde, bazen sevdiklerimiz için, bazen de işimiz kariyerimiz için yaptığımız planlar, stratejiler ve yanı sıra düşler ve hayaller vardır.
Bu çabalarımızın ve kurgularımızın neticesinde, çok zaman düşlediğimiz ve beklediğimiz bir olgudur vazgeçilmezlik.
Aslında tek yönlü de değildir hani, karşı tarafta aynı düşler ve beklentiler içerisindedir.
Günümüz yaşam şartları ve şekli itibariyle iş, aş ve aşk için bir gerçektir vazgeçilmezlik.
Ama diğer yandan da bir düş, bir hayaldir; kurgudur.
Bizim hep sarılmamız sıkı, sıkıya sahiplenmemiz gereken.
Bilinmelidir ki aslen kimse ve hiçbir şey vazgeçilmez de değildir.
Gerçek olan yaşadığımız zamanın getirisi itibariyle; sadece vazgeçilmezlerin ayakta kalacağı zor zamanlardan zor şartlardan geçiyor olmamız şekli ile düşünülmesi daha doğru olur sanırım.
Günümüzde her an evimizde eşimizi, çocuklarımızı ve büyüklerimizi yaşam standardımızı ve yaşam biçimimizi, sağlığımızı, huzur ve mutluluğumuzu koruyup gözetirken, işimizde de, doluluğu, memnuniyeti, süreçleri, maliyetleri, kazancı ve karı sürekli gözden geçirmemiz gerekiyor.
Böyle bir ortamda ve yoğunlukta vazgeçilmez olmak mümkün mü?
Ve nasıl olacak bu iş?
Hani her sezon sonu yaşanan ve her seferinde içimizi acıtan sezon sonu tesisin kapanması kararı sonrası, toplantıdan çıkan müdürlerinin yüzünü incelercesine analiz etmeye çalışan, olan biteni ve kendisini neyin, nelerin beklediğini düşünen personelin, durumun vehametini tahmin etmeye çalıştığı an vardır ya.
İçimizi acıtan, her seferinde bir şeyleri koparıp alan, bitiren durumdur hani.
O an aslen herkesin canı acır ama farklı, farklı bir acıdır bu; kimseninki bir diğerine benzemez.
Bu duruma düşen yönetici ve çalışanların bir kısmı yıllardır bu şirkette/tesiste çalışıyordur; bir kısmı yenidir fakat yeni de olsa alışmıştır o yapıya, o dokuya, yazın sıcağında ki kalabalığa bir şeyleri yetiştirmeye çalışmaya, çabalamaya.
Bu bilinen ve beklenen bir durum olmasına rağmen acıtır, etkiler tüm ekibi ayrılık, işsizlik vardır içeriğinde.
Bilirler hepsi şirketin kış döneminde daralan pazar payı neticesinde yeterli doluluğu ve verimli bir geliri elde edemeyeceği için tesisi kış dönemi kapattığını.
Böyle bir durum içerisinde direnmenin karşısında zorlukların olduğunu ve alınan önlemlerin yetersiz, kifayetsiz kaldığının farkındadır tüm ekip.
Sıra bir sona daha gelmiştir.
Bundan sonra başvurulacak adımın işten çıkartmalar olacağını bilir/hisseder herkes.
Bu sadece an meselesidir artık.
Şimdi müdürlerinin yüzü o anın geldiğini gösteriyordur işte herkese.
Acaba kimler gidiyordur?
Kimler kalıyordur?
Sorusu o an herkesin aklından geçer ve bu düşünce sarar tüm bellekleri.
Ya kendisi olursa?
Ailesine ne diyecektir?
Nasıl geçinecekler kış boyu?
Çocuklarının eğitim masraflarını düşünür her biri...
Kira, telefon, elektrik, su faturaları ve diğer zorunlu ihtiyaçlar giderler ne olacak?
Nasıl olacak?...
Peki ya siz?
Hiç düşünmek zorunda kaldınız mı bu konuyu?
Kaldınız mı böyle bir durumla karşı karşıya? Geçmişte?
Ya da belki bugün, şimdi, şu anda aklınızda tam olarak bu vardır...
Ya tesis satılırsa, işletme devredilirse, ya şirket küçülürse?
Ya sezon sonu tesis kapanırsa? Ya işten çıkartılırsam? Diye
İşinizi kaybettikten sonra neler yapmanız gerekiyor, bu travmanın üstesinden nasıl geleceksiniz?
İşinizi kaybettikten sonrası önemli bir konudur ama ondan önce, daha da önemli bir konu var üzerinde düşünülmesi gereken ve sorulması gereken bir sorudur aslında.
İşinizi kaybetmemek için...
Acaba işten çıkartılmamak için yapabileceğim bir şey var mı?
Bu soruya ancak şu şekilde cevap verilebilir.
Hiçbir şirket tamamen kapanmadığı ya da bir iş ünitesini komple kapatmadığı sürece bütün çalışanlarını işten çıkarmaz.
Yönetim bu süreçte bir seçim yapar. Eğer bu seçimin hangi kriterlere dayandığını biliyor ve bu konuda önlem alabiliyorsanız, işten çıkarılanlar listesinde adınız yer almaz.
Bu konuda aslında tek kriter şirket için hangi çalışanın daha faydalı olduğu ve şirkete daha fazla değer kattığıdır.
Peki ama biz bu kriteri karşılıyor muyuz? Sorusunu her çalışanın kendisine sorması gerek.
Ya da daha doğru bir soru. Yönetim bizim bu kriteri karşıladığımızı düşünüyor mu?
Peki biz onların buna inanması, yaptıklarımızın, tüm o çalışmalarımızın farkına varması için neler yapmalıyız? Sorusu ve bakış açısı daha doğru olacaktır sanırım.
Size ilk tavsiyem olabileceğinizin en iyisi olmanızdır.
İşinizi gerçekten yanlışsız ve iyi yapmanız, hızlı olmanız inanılmaz önemlidir.
Üzerinize düşen sorumlulukları, iş tanımızın gereğini mutlaka yerine getirdiğinizden emin olun. Hatta işinizi daha da zorlaştırın. Kimse kolay, kolay fazladan sorumluluk almak için istekli olmaz. O kişi siz olun. Ancak talip olduğunuz işlere dikkat edin. Mümkün olduğunca önemli işlerin önemli bilgilerin adamı olun. Mali tabloları etkileyebilecek projelere dahil olmaya çalışın. Sorumluluklarınız arttıkça, o kadar daha az vazgeçilebilir olursunuz.
Diğer taraftan bir başka yöntem de kendinizi sürekli olarak geliştirmeye devam etmektir.
İş saatleri dışında, işinizi geliştirmenize yardımcı olacak bir kurs sizin gelişime açık olduğunuzu ve ileride daha fazla sorumluluk alabileceğinizin bir göstergesidir.
Bu arada çözüm odaklı olmak, sorunları büyütmemek, zor da olsa pozitif olmaya çalışmak, şirketin atmosferine olumlu bir katkıda bulunmak ve dedikodulardan uzak durmakta en az yukarıda yazdıklarım kadar önemlidir. Kim yanında sürekli şikayet eden, negatif bir insan ister ki?
Bir başka önemli konu da başarınızı ya da yaptıklarınızı sayılara dökebilmektir.
Satış ya da üretim/operasyon gibi işlerde, disiplinlerde çalışıyorsanız bu gerçekten kolaydır. Ne sattığınız ya da ne kadar ürettiğiniz, başka bir deyişle şirkete/tesise ne kadar para kazandırdığınız ve misafirlere davranışınız ile ne kadar bağlılık ve memnuniyete katkı sağladığınız net bir şekilde görünür. Ancak İnsan Kaynakları ya da Mali İşler gibi bölümlerde çalışanlar da en azından işlerini ne kadar verimli bir şekilde yaptıklarını ortaya koyabilirler. Örneğin İnsan Kaynaklarında çalışıyorsanız, bu durumda aslında o işi yaparken gösterdiğiniz özen sayesinde daha az maliyetle organizasyonlar düzenlemiş olduğunuzu, verdiğiniz eğitimlerle verimliliğin ne kadar arttığını kesin olmasa da sayılarla ifade edebilme şansınız var. Bu tür zamanlarda insanları ikna edebilmek için rakamlar en etkili araçtır.
Bu arada, yıllardır aynı iş yerinde çalışıyor, aynı işi yapıyorsanız, süreçleri ve sistemi sorgulamak aklınıza gelmez. Oysa belki de bu sorgulama bugün size işinizi kazandıracaktır. Yönetim için önemli olan giderlerin azalmasıdır, sizin ya da arkadaşlarınızın işten çıkartılmanız değil. Dolayısıyla işvereninize farklı bir formül sunabilirseniz, bazı şeyler değişebilir, ne dersiniz? Eğer başkaları düşünemeden siz gelirleri arttırmak ya da maliyetleri düşürmek için, bu size fazladan bir avantaj kazandıracaktır. Bazen sadece bu yolla size ödenen maaşı çıkartabilirsiniz.
Sorular sorun. Bazen size ilk anda aptalca gelseler bile mutlaka sorular sorun kendinize.
Belki daha önce o soru hiç sorulmamıştır, bunu bilemezsiniz. Sorgulayın. Unutmayın fark yaratabilmek için olaylara farklı bir bakış açısıyla bakmak ve analiz edilebilmek gerekir.
Ya işini kaybedenler?
Elinizden gelen her şeyi yaptınız ama diyelim ki şartlar değişti ve hiç temenni etmememize rağmen, siz de işinizi kaybedenler arasında yerinizi aldınız.
Peki şimdi ne yapmanız gerekiyor?
Bu durumda size imkansız gibi görünebilir ama ilk tavsiye başınızı dik tutmanız, moralinizi bozmamanız olacaktır. Eşiniz, aileniz sizin kadar hatta sizden daha endişeli olabilir. Arkadaşlarınız ise kendi işlerini kaybetmemekle meşgul olacaklardır.
Diğer taraftan hepsi kendilerini size destek olmak zorunda hissedeceğinden, ihtiyacınız olandan daha fazla öneri ve tavsiye alıyor olacaksınız.
Rahatlamak için ilk yapmanız gereken, onlara teşekkür edip, kendinizi iyi hissettiğinizi söyleyerek, daha fazla üzerinize gelmelerini engellemektir.
Asıl olan, kendinize bu konuda paylaşımlarda bulunabileceğiniz bir grup oluşturun.
Sizin gibi iş aramakta olan arkadaşlarınızla bilgi alışverişinde bulunun.
Sizi en iyi onlar anlayacaktır.
Bu arada pek çok kişinin yaptığı bir hata var ki onu yapmamak çok önemli.
Geceleri sabaha kadar oturup ondan sonra da geç saatlerde kalkmak sizin disiplinli bir şekilde iş aramanıza ve iş bulmak için yapmanız gereken en önemli aktiviteye yani sosyalleşmeye engel olacaktır. Sanki işe gidiyormuş gibi erken bir saatte kalkıp, sanki dışarıya çıkacak gibi giyinip gününüzü planlayın.
Hareketsizlik tembellik ve güvensizliği beraberinde getirir.
Sabah trafikte saatler harcamayacağınızı düşünerek bunu belki biraz spor yaparak, kendinize bakarak da değerlendirebilirsiniz.
Dinç ve sağlıklı olmak bu durumda sizin için bir avantaj olacaktır.
Bu konunun içinde şunu da söylemeden geçemeyeceğim.
Bütün gününüzü televizyon başında geçirmeyin.
Bu durum evinden dışarıya hiç çıkmadan kapısının çalınıp beyaz atlı prensin gelmesini bekleyen hayalperest bir kızın yaklaşımından farklı olmayacaktır.
Israrla ve disiplinli bir şekilde iş aramaya devam etmelisiniz.
Bunun için internet iyi bir araç.
Diğer taraftan sosyal çevrenizi de arayarak onlara iş aradığınızı söyleyin, onları ziyaret edin. İşinizden ayrıldığınız anda insanların size ulaşabileceği iletişim detaylarınızı onlarla paylaşmayı unutmayın.
Sosyal iletişim ağlarına üye olun. Unutmayın tanıdığınız her insan bir kazançtır.
Bizler sosyal varlıklarız. Birbirimize destek olarak hayatlarımızı sürdürürüz.
O yüzden çevrenizi genişletmeniz, ‘networking’ yapmanız sizin için hayati derecede önemlidir. Bunları yaparken, bir yandan da kendinizi geliştirmeye devam etmeniz gerekiyor. Özgeçmişinizi gözden geçirin. Oraya ekleyebileceğiniz her şey sizin için bir artıdır. Bilgisayar bilginizi, İngilizcenizi geliştirin. Bunun için mutlaka ücretli bir kursa gitmenize gerek yok. İnternetten bu konuda pek çok bilgi edinebilirsiniz.
Tabii ki aynı zamanda harcamalarınızı da gözden geçirip, mutlaka gelir/gider düzenlemesi de yapmanız gerekiyor.
Her şey insan için...
İşinizi kaybetmek kolay değildir.
Ama hayatın sonu da değildir.
Geçmişinize dönüp bir bakın, kim bilir ne sorunların üstesinden geldiniz...
Bunu da aşacaksınız. Önemli olan olumlu bakış açısını hep koruyabilmek...
Israrla, vazgeçmeden devam etmek... Önceliğinizi en iyi şekilde belirleyebilmek. Unutmayalım ki her şey insan için.
Çevremizde sevdiklerimiz oldukça, sağlığımız yerinde oldukça çözülemeyecek hiç bir sorun yoktur...
Vazgeçilmez olmak için kısaca ne yapmak gerek?
• Olabileceğinizin en iyisi olun. İşinizi gerçekten yanlışsız ve iyi yapın, hızlı ve hatasız güler yüzlü, samimi olun .
• Üzerinize düşen sorumlulukları, iş tanımızın gereğini mutlaka yerine getirdiğinizden emin olun.
• İşinizi daha da zorlaştırın. Fazladan sorumluluk alın.
• Talip olduğunuz işlere dikkat edin. Mümkün olduğunca önemli, mali tabloları etkileyebilecek projelere dahil olmaya çalışın.
• Kendinizi sürekli olarak geliştirmeye devam edin. İş saatleri dışında, işinizi geliştirmenize yardımcı olacak bir kurs, sizin gelişime açık olduğunuzu ve ileride daha fazla sorumluluk alabileceğinizin bir göstergesidir.
• Çözüm odaklı olun. Sorunları büyütmeyin, zor da olsa pozitif olmaya çalışın. Şikayet etmeyin.
• Şirketin atmosferine olumlu katkıda bulunun, dedikodulardan uzak durun.
• Süreçleri ve sistemi sorgulayın, maliyeti azaltacak bir uygulama bulmaya çalışın.
• Başarınızı, katkılarınızı rakamlara dökün.
Kimse bizi kendimize sakladığımız bilgi/beceri, deneyim ve tarzla anmaz.
Eğer bu gün paylaşmazsanız; yarın da düne benzeyecektir.
Eğer hiç paylaşmazsanız çok ta önemli değil zaten.
Hissettiklerinizi söyleyin. Düşündüklerinizi yapın.
Ölüm yaşlanmakla değil; unutmak ve unutulmakla gelir.
Unutmadan/Unutulmadan; güzel olan her şeyi ve sevgiyi paylaşmak umudu/dileği ile.
SEVGİ VE SAYGILARIMLA
HOŞÇA KALIN
Okumakta ve Okutmakta yarar var.
Gerisi Size Kalmış.
İyi Çalışmalar Herkese
Nevzat A. ÇELEBİ
Antalya/TR 23/08/2010 Pazartesi
Daha Fazla Gör